Evlilik, farklı şekillerde de olsa, hemen hemen her kültürde görülen bir ilişki biçimi olarak kabul edilmektedir. Şu anki antopolojik verilere göre, insanlığın tarih boyunca, “bir şekilde” evliliği deneyimlediğinden bahsedebiliriz.

Bu yazıda, psikoloji literatüründen hareketle, evliliğin ne olduğu üzerinde durmaya çalışacağım.

Evlilik Nedir?

Evlilik, kadın ve erkeğin, içinde bulundukları toplum tarafından onaylanmış birlikteliğini ifade eder. Yer yer farklılık gösterse bile, evlilik genelde, tarafların özgür iradesi ve isteği doğrultusunda birlikte yaşama isteğini gösterir. Bir evliliğin gerçekleşebilmesi için, bireylerin belli bir olgunluk seviyesine ulaşmaları (reşit olmaları) gerekir. Söz konusu olgunluğun kültüre değiştiğini de hatırlatmak isterim.

Psikoloji literatüründe evlilikle ilgili farklı tanımlara rastlayabilmekteyiz. “Evlilik nedir?” sorusuna dönük bazı ifadeleri şu şekilde listeleyebiliriz:

“Evlilik, kültürler arasında farklılıklar olsa bile tüm toplumlarda resmi olarak kabul edilen tek beraberlik şeklidir.”

“Evlilik, karşılıklı bir dayanışma, toplumsal kabul görme ile gerçekleşmiş bir anlaşma ve tüm toplumsal engelleri ortadan kaldırarak cinsel gereksinmelerin karşılıklı olarak karşılanmasına izin verilen bir kaynaştırmadır.”

“Evlilik, birbirini seven iki bireyin duygularını içsel dünyalarından çıkarıp  sosyal bir gerçeklik haline getirmek için kullandıkları bir kurumdur.”

“Evlilik, kişinin benliğini bir başkasının benliği ile birleştirmesine olanak veren, kişiliğini geliştirmesini ve mutlu olmasını sağlayan bir kurumdur.”

“Evlilik, evlenmeye karar verildiğinde evi geçindirmek, çocuk sahibi olmak, cinsellik, birbirine destek olmak, hayal kırıklıklarını hazmetmek, başarıları kutlamak yani kısacası bir güç birliği oluşturmak için bireylerin birbirlerine verdikleri sözdür.”

“Evlilik, kurumsallaşmış bir yol, bir ilişkiler sistemi, bir kadınla bir erkeği birbirine bağlayan, doğacak çocuklara toplumda bir yer edinmeyi sağlayan, toplumsal yönden devletin kontrol, hak ve yetkisi bulunan yasal bir kurumdur. Ayrıca toplumlarda farklılıklar gösterebilen, aile kurmayı ve soyun devamını sağlayan iki insanın kalıcı bir evlilik için birlikte oluşturdukları, birbirlerine ve çocuklarına karşı ortak sorumluluklarını yerine getirmeye söz verdikleri, birbirine bağlı sistemlerden oluşan bir kurumdur.”

“Evlilik nedir?” sorusuna verilen cevaplara baktığımda benim dikkatimi çeken noktalardan biri, her tanıma bir eleştiri getirilebilecek olmasıdır. Mesela “resmi birliktelik” vurgusuna rağmen, gayri resmi (dini nikah gibi) evliliklerin olması, “birbirini seven iki insan” vurgusuna rağmen, evleneceği kişiyi sevmediği halde onunla evlenmek zorunda kalanların varlığı, “reşit” vurgusuna rağmen “çocuk yaşta evlenenlerin” olması gibi. Belki de, tartışılmaz ve evrensel evlilik tanımı arayışından ziyade, her tanımın dikkatimizi çektiği noktalara bakmak daha çok işimize yarayacaktır.

Evlilik ilişkisi, hayatımız boyunca gerçekleştireceğimiz en önemli kişiler arası ilişki şekillerinden biridir.  Günümüz dünyasında evliliğin daha çok, partner seçiminde ve beraberlikte özgürlük, cinsellikte eşitlik ve yakın ilişki gibi özelliklerine vurgu yapılmaktadır.

Uzun süredir evli olan çiftlerle yapılan bir araştırmada, evliliklerin beş temel taşı olduğu tespit edilmiştir. Bunlar:

  • mahremiyet,
  • bağlılık,
  • uygunluk,
  • iletişim ve
  • dini yönelimdir.

Evlilik neden bir ihtiyaç oluyor?

“Neden evleniyoruz?” sorusuna cevap arayan araştırmacılar, şu sonuçlarla karşılaşmışlar:

  • kişinin biyolojik, sosyal ve psikolojik gereksinim ve güdülerin doyurulması,
  • dünyaya yeni nesiller getirme,
  • toplumda bir yer edinebilme,
  • birlikte güven içinde olma ve korunma, dayanışma duygusunu hissetmek ve sahiplenme duygusu.

Toplumumuzda evlenme şekilleri nelerdir?

Türkiye’de evlenme şekillerine baktığımızda, iki farklı yöntem öne çıkmaktadır:

  1. Severek evlenme: Severek evlenme kavramı, toplum içerisinde, iki karşı cinsin birbirini severek ve isteyerek, kendi özgür iradesiyle, hayatlarını birleştirme isteklerini gerçekleştirme olarak tanımlanmaktadır.
  2. Görücü usulüyle evlenme: İki kişinin flört etmeden, aracılar sayesinde konuşup anlaşılarak, hayatlarını birleştirmeleridir. Bireyler evlenmeden önce, birbirini tanıma fırsatını ya çok az bulabilirler ya da hiç bulamazlar. Kimi evliliklerde bu durum sorunlara neden olurken, kimi evliliklerde ise sorunsuz bir şekilde iyi sonuçlanabilmektedir. Birbirini tanımadan evlenen bireylerin zamanla birbirlerini sevebilme olasılığı sıklıkla görülen bir durumdur.

Evlilik ve Eş Seçme Süreci

Haluk Yavuzer, eş seçimini “insan hayatındaki en önemli kararlardan biri” olarak görmektedir. Birey geri kalan hayatındaki vereceği bu kararla birlikte birçok yönden olumlu veya olumsuz yönde etkilenmektedir. Evlilik hayatı bireyin ömrünün yarısından fazlasını, hatta bazen üçte ikisinden fazlasını kapsayabilmektedir. Bu sebeple eş seçimi önemli bir karar, zor ve karmaşık bir dönemdir.

Evlenmeye karar vermeyle başlayan, eş seçimiyle devam eden ve evliliğin gerçekleşmesiyle yerini bulan aile, bir zincirin halkaları gibi birbiriyle bağlantılı ve sağlam bir zeminde işlerlik göstermektedir. Nasıl ki halkalardan biri zayıf olduğunda zincir kopacak ve kullanılmayacak hale gelir, sağlıklı bir aile hayatı yaşayabilmek için de evlenmeye karar verme ve eş seçimi aşamasında bireylerin bilinçli davranmaları gerekmektedir.

İnsanın yaşamında iki önemli konu vardır; bunlardan biri meslek seçimi, bir diğeri ise eş seçimidir. Kişinin bu iki konu ile ilgili doğru karar vermesi, bireyin mutluluğu için hayati öneme sahiptir. Evlilikte doğru insanı bulmak kadar, evlilikten nelerin beklenildiği de son derece önemli bir konudur.

Çoğu zaman evlilikler bir seçme süreci sonucunda gerçekleşmektedir. Eş seçiminde iki temel ilke vardır. Bunlar:

  1. Benzerlik İlkesi: Benzerlik İlkesi’ne göre, sınırlı bir grup içerisinde yaş, ırk, etnik köken, toplumsal sınıf, eğitim ve kişilik benzerliklerine dayanılarak seçim yapılmaktadır.
  2. Bütünleme İlkesi: Buna göre, kişiler kişilik açısından farklı ve tamamlayıcı özelliklere dayanarak seçim yapmaktadır.

Eş olacak bireyin çoğu özelliklerinin eş seçimi yapan kişinin özellikleriyle karşılıklı olarak uyum sağlaması ilişkilerin daha sağlıklı olacağını savunmaktadır. Bireysel özellikler, genel görünüş, ekonomik durum, mesleki ve sosyal statü seçilecek kişide aranan özelliklerden bazılarıdır.

Karşılıklı duygulara bağlı olarak, partner seçiminde, ilişki sürecinin dinamiklerini göz önünde bulundurarak, karar verilmelidir. Evlenilecek adayın kendine benzer özelliklere sahip olması sayesinde, sağlıklı bir evliliğe ulaşılacağına inanılmaktadır. Evlenecek bireylerin birbirlerine uygun ya da uygun olmayan kişilik özelliklerinin, yetiştirilme tarzlarından, eğitim durumundan, psikososyal farklılıklardan, dini inanışlardan, sosyokültürel yapısından ve coğrafi konumlardan etkilendiği ve böylece biçimlendiği görülmektedir.

Bazı bireyler, kendilerinde olmayan özellikleri başkasında aramaktadırlar. Farklı özelliklerden doğacak yaşantılar, sıradan evlilik ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.

Eş seçimi, bireyin hayatındaki en önemli kararlardan biridir ve bireyin geri kalan yaşamı vereceği bu kararla etkilenebileceği ifade edilmektedir. Bu kararla birlikte birey, hem nasıl bir yaşam sürdüreceğine hem de kimden çocuk sahibi olacağına karar vermiş olmaktadır.

Bilen (2004), eş seçiminin başarılı olabilmesi için kişinin evlilikteki beklentilerinin gerçekçi olup olmadığını belirlemesi gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca ortak yönleri çok olan kişilerin evliliklerinde başarı şanslarının yüksek olduğunu, fakat birbirine tam olarak uyum sağlayan iki kişi bulmak ve bunların her yönüyle olumlu ilişkiler içinde yaşamalarını beklemek pek gerçekçi olmadığını belirtmektedir.

Eş seçme konusunda iki farklı görüş vardır:

A- Homogami: Bu görüşe göre evlenecek kişilerin ortak yönlerinin çok olması evlilikte başarı şansını arttırmaktadır. Bu tür evliliklerde ekonomi, din, ırk, eğitim, yaş, sosyal değerler açısından önemli ölçüde yakınlıklar olduğundan anlaşmazlıklar daha az olmaktadır. Ayrıca çıkabilecek sorunlar olsa bile çözüm bulmak daha kolay olmaktadır.

B – Heterogami: Bu görüşe göre eş seçiminde zıt özelliklerin olduğunu ileri sürülmektedir. Ondaş, eş seçim aşaması sürecinin sağlıklı işlemesi adına büyük önem teşkil ettiğini ifade etmektedir. Ayrıca eş adaylarının tercih ettikleri yollar evliliğin gidişatını belirlemektedir.

Bireylerin mutlu ve huzurlu evlilikler yapmasını sağlayan iki yol vardır. Bunlardan biri, önce kişilerin birbirlerini görüp beğenmesi, tanıması, arkadaşlık kurması ve bu konuda bir karara varmadan; sözüne, değer yargılarına güvenilir, tarafsız, büyüklerinin, yakınlarının, yakın arkadaşlarının görüş ve düşüncelerini alıp ondan sonra bir karara varmalarıdır. İkinci yol ise yine sözüne, değer yargılarına güvenilir büyüklerin, yakınların, yakın arkadaşların buldukları, tavsiye ettikleri insanları tanımaya, bu insanla anlaşıp anlaşamayacağını öğrenmeye çalışıp buna göre karar vermeleridir. Her iki yol da genel anlamda birbiriyle aynıdır. Başkalarının bulup beğendiği ya da tavsiye ettikleri insanla evlenmek söz konusu olunca, kişinin beğenmesi ve sevmesi şarttır. Aksi durumda böyle bir seçim tek taraflı, eksik ve kusurlu olur.

Yavuzer’e göre, eş seçimi çok önemli bir karardır ve eş seçimine ilişkin kararı üç aşamalı bir karar süreci olarak tanımlamaktadır:

  1. İlk aşamada öncelikle kişinin kendisini çok iyi tanıması gerekmektedir.
  2. İkinci aşamada birey, evleneceği partnerinin sahip olmasını ve olmamasını istediği özelliklerini kararlaştırmalıdır.
  3. Son aşamada ise hayatını birleştirmeyi düşüneceği partnerde olmasını ve olmamasını istediği özellikler ile karşısındaki kişinin bu özelliklere ne ölçüde sahip olup olmadığını kıyaslamalıdır.

Ülkemizde eş seçiminde, bireylerin farklı il veya coğrafi bölgelerden olmaları önemli bir engel değildir. Fakat eski dönemlerde, farklı köyler bile olsa yabancı yöreye gelin vermek ya da gelin almak hoş karşılanmamaktaydı. Çünkü tür evlilikte özellikle kadının bir tür gurbet hayatı yaşamasına sebep olacağı düşünülürdü. Günümüzde ise farklı yörelerin insanları genellikle büyük şehirlerdeyken farklı yörelerin insanları ile tanışmakta ve evlenmektedirler. Her iki eş de bir tür gurbet yaşadığından eşler arasında bu yönden bir dengesizlik ortaya çıkmamaktadır.

Eş Seçimini Etkileyen Faktörler

Eş seçimini etkileyen faktörlere bakıldığında, Bilen’e (1996) göre kişinin hangi özelliklere sahip olması gerektiği konusu bakış açılarına, alışkanlıklarına, kültürel ve sosyal niteliklerine göre kişiden kişiye değişebilmektedir. Fakat yine de hangi hususların daha önemli olduğu ve göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda bir değerlendirme yapması mümkündür.

Literatür incelendiğinde, Buss’a göre bayanların potansiyel partnerlerinin ekonomik ve sosyal kaynaklardan yararlanma gücüne, bayların ise kadınların dış görünüşüne daha fazla önem verdikleri anlaşılmaktadır. Fakat kadınlar ile erkeklerin her ikisi de zenginlik ve fiziksel özelliklerine önem vermelerine karşın her cinsin bu kavramlara yükledikleri önem farklılık göstermektedir.

Aile ve akrabalar, eş seçimi ve evliliklerde etkili olmaktadır. Geleneksel toplumlarda bu etki daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Görücü usulü evliliklerde, aile ve akrabalar evlilik aşamalarında flörte göre daha çok söz hakkı ve
yönlendirici olduğu bir ilişkiler örgüsüne sahiptir.

Warren, bireyin kendine en uygun eşi seçebilmesi için öncelikle kendini yeterince tanıması, ya da bireyden ne beklediğini, nasıl bir hayat kurmak istediğini, kendisinin güçlü ve zayıf yönlerinin neler olduğunu, kendisini mutlu eden şeylerin neler olduğunu gibi konuları bilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Buss ve arkadaşlarına göre ise partner seçme sürecinde hem kadınların hem erkeklerin çekiciliğe, ekonomik olanaklara ve eşler arasındaki aşka verdikleri değerin giderek arttığını, fakat güzel yemek yapma ve ev işlerine verilen değerin azaldığını ifade etmektedirler.

Çiftlerin sağlıklı bir aile ortamında yaşayabilmelerinin en önemli koşulları; birlikte eğlenmek, öğrenmek ve birbirlerinin bilgi eksikliklerini karşılıklı bir aşağılama olgusu olarak kullanmamaktır.

Birbirinden çok farklı eğitim seviyesine sahip olan eşlerin birbirleriyle konuşmak, tartışmak ve müşterek kültürel
faaliyetlerde bulunmak imkânından mahrum olacakları açıktır. Yani eğitim seviyesindeki farklılıklar eşler arasındaki denkliği ortadan kaldıran olumsuz durumlardır. Aynı şekilde eşlerin gelir durumları da birbirinden açık şekilde farklı olmamalıdır. Gelirin miktarı kişinin harcama alışkanlıklarını belirleyen önemli bir unsurdur. Ekonomik sıkıntılar ise eşlerin birbirlerine karşı olumsuz davranışlarda bulunmalarına sebep olabilecek önemli bir etkendir. Özellikle Türkiye’de erkeklerin evin ve eşinin ihtiyaçlarının erkek tarafından karşılanmasını bir gurur meselesi olarak
görmeleri gerçeği karşısında kendi şahsi gelirini rahatça harcayan bayanların kocaları tarafından kolaylıkla kabullenilmesi mümkün değildir.

Bacanlı, eşlerde istenen özellik ve tercihlerin neler olabileceğine dair bir araştırma yapmıştır. Bu çalışmada, genç kız ve erkeklerin eşlerinde aradıkları bazı özellikler sorulmuştur. Farklı özellikler yönüyle kız ve erkek öğrencilerin verdikleri cevaplar, yaşanılan şehre ve cinsiyete göre, farklılık göstermektedir. Fakat karşı cinsiyetlerde aranan öğeler kişisel özelliklere göre biçimlenmektedir. Kızlar partnerlerinin kendilerine yakın bir eğitim geçirmelerini, önemsemektedirler. Bu onların, kendilerinden daha düşük bir eğitim seviyesine sahip olan bir eş ile evlenmek istemeyişlerindendir. Özellikle eğitim seviyesi yüksek olan bayanların toplumsal yapıdaki davranışları genellikle bu yönde olmaktadır.

Şahinkaya’ya göre de, eş seçiminde göz önünde bulundurulması gereken özellikler; ‘aile görgüsü, ailenin tek çocuğu olmamak, fiziksel ve düşünsel olarak sağlıklı olmak, ana babanın evliliği uygun bulunması, aile kurma yeterliliğine sahip olmak, bireylerin görüşlerinin ve mizacının birbirine uygun olması, aynı tür eğlencelerden hoşlanmak, arkadaşlık ve sosyal ilişkiler kurabilmek’ şeklinde sıralanmaktadır.

Eş seçimi ile ilgili düşünceler zaman içinde ve kişiden kişiye, kültürden kültüre göre değişiklik gösterse de kimi öncelikler her zaman ve her yerde çok önemli olmaya devam etmektedir. Toplumumuzda eş seçimi sürecinde düşünülmesi gereken bazı önemli faktörleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Evlenilecek kişiye yönelik hissedilenler ve düşünülenler: Eş adayına karşı hissedilenin, istek ve ihtiras düzeyinde kalmaması, ilişkide olması gereken duygunun, gerçek sevgi olması önemlidir. Bunun içinde eş adayına duyulanın karıştırılmadan açıkça tespit edilmesi gerekmektedir.

2. Evlenilecek kişinin fiziksel özellikleri: Evlenmeyi düşünülen kişinin fiziksel özelliğinin nasıl bulunduğu, beğenip beğenmediği de son derece önemlidir. Çünkü bu durum o kişiye hissedilenlerin yanı sıra o kişinin yanında hissedilenleri de etkileyecektir.

3. Evlenilecek kişinin kişilik özellikleri: Kişi için evleneceği kişinin; sevecen, güvenilir, dürüst, saygılı, hoşgörülü, iyi niyetli, sabırlı, öfkesini kontrol edebilir, kaba kuvvete başvurmayan biri olması önemliyse, eş seçimi kararında bu özellikleri mutlaka aramalıdır.

4. Evlenilecek kişinin eğitimi: Partnerlerin eğitim düzeylerinin benzerliği onların zihinsel kapasitelerinin ve sorunları ele alış biçimlerinin da daha benzer ve uyumlu olmasını sağlayacaktır.

Çıngır, medeni Kanunda evlenme yaşının düşük tutulmasının sakıncalı olduğunu vurgulamaktadır ve eşlerin yeterli olgunluğa gelmiş olmalarının sağlıklı bir evlilik için önemli bir unsur olduğunu ifade etmektedir. Bulut, erken evliliklerin sakıncaları ile ilgili önemli bazı bulgular elde etmiştir. Buna karşılık eşler arasında özellikle kadının yaşının büyük olması yönünden bir yaş farkı bulunması eşlerin uyumunu olumsuz etkileyen bir faktör olarak öngörülmektedir.

Evlilikte Eşlerin Uyumu

Çiftler arasında uyum, evlilik hayatındaki tüm yönleri etkileyen önemli etkenlerden biridir. Gün geçtikçe evlilik ilişkisinde olumlu ve olumsuz faktörlerin birlikte işlerlik gösterdiği bir denge oluşmakta, bu dengeler sistemi evliliği
sürdürülmesinde ya da bozulmasında önemli bir rol oynayabilmektedir. Evlilik ilişkisi içerisinde kesin bir işlev gören bu dengeler, sosyal, ekonomik, kültürel ve kişisel kökenli bozucu faktörlerle sarsılabilmekte, özellikle sarsıntılı bir zemin üzerine kurulmuş evlilikleri sonlandırabilecek kadar güçlü olabilmektedir.

Kimi zaman kurulmuş olan dengeler çiftlerden birinin bireysel patolojisi üzerine inşa edilebilmekte, tedavi gören partnerin kalkınması ile sistem çöküntüye uğrayabilmektedir.

Doyumlu bir evlilik hayatı kurabilmenin en önemli koşulu dengeli ilişkiler kurabilen birer eş olabilmektir. Evlilik hayatında bu başarıyı yakalayabilmek için eşler karşılıklı olarak beklentilerinin neler olduğunu anlayıp benimsemeli, paylaşmalı ve saygı göstermelidirler.

Evlilikte çiftlerin uyumu, birbiri ile etkileşen, evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda ortak kararlar alabilen ve problemlerini çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu bir evlilik olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca evlilik uyumu eşlerin uyumlu birlikteliklerinin sonucu olarak evlilik yaşantısındaki doyumu ve mutluluğu da tanımlamaktadır.

Evlilik uyumu, evlilikte isteklerin ne kadarının cevap bulduğu ve bir evliliğin zorunlu ve gönüllü niteliklerinin dengelenmesiyle ilişkilidir.

Evli çiftler her zaman zannedildiği kadar tutum benzerliğine sahip değildir. Haws ve Mallinckrodt, eşlerin değer sistemlerinin benzerliğini ise evliliğin ilerleyen yıllarında uyumu etkileyen bir faktördür. Evliliğin ilk dönemlerinde uyumlu olan eşler bu durumu ise, bireyleşme süreçlerini ne kadar tamamladıkları ile ilgilidir.

Çiftlerin uyumlu olabilmesi için, eşler arasındaki iletişimin kuvvetli olması, ortak değer ve amaçları benimseyip aile içerisinde alınacak kararları birlikte verebilmeleri, ayrıca akrabalarıyla olan ilişkilerinde, boş zaman etkinliklerinde ve  gelir idaresi konularında anlaşma sağlamaları gerekmektedir.

İnsanın doğası gereği eskiden beri evlilikte kadın ve erkek arasındaki uyum önemli bir mevzu olmakla birlikte, son yıllarda uzmanların daha fazla ilgilenmesi gereken bir konu olmaya başlamıştır. Uyumlu bir evlilik hayatı çiftlerinin evlilikten sağladığı doyumu ve evlilik mutluluğunu etkilerken, farklı değişkenlerle beraber gittikçe zorlaşan sosyo-ekonomik koşullar karşısında çiftlerinin ruhsal sağlığını da korumaktadır.

Poroy’a göre evlilik hayatının yürütülebilmesi çok emek ve özen gerektirir ve eşlerin birbirine olan uyumu çok önemlidir. Evlilikte taraflar sorunlara daima kendi açılarından bakarlar veya olayları değerlendirdiklerinde kendilerini haklı gibi görünürler. Doyumlu ve sağlıklı bir evlilik için eşlerin daima diğer eş tarafından da olaylara bakmaya çalışması gerekir.

Spanier evlilikte uyumu, çiftlerin günlük yaşantısında değişen koşullara uyum sağlaması ve belirli bir zaman içinde birbirlerine uygun olarak değişmesi şeklinde belirtmektedir. Sabatell ise, partnerlerin birbirleriyle iletişim kurabildiği, evliliğin önemli alanlarında fazla problem yaşanmadığı, sorunların her iki tarafı da mutlu edecek şekilde
çözümlenmesini evlilik uyumu olarak tanımlamaktadır.

Çelik, evlilikte karşılıklı uyumun sağlanmasında bireylerin kişilik yapılarının, öznel olarak ilişkiyi yaşama biçimlerinin ve beklentilerinin önemli bir role sahip olduğunu belirtmektedir. Evlilik uyumu, doyumu, mutluluğu, ve evlilik bütünlüğü kavramları evliliğin kalitesini tanımlayan kavramlardır.

Yılmaz, yüksek evlilik kalitesinin, iyi uyum, yeterli iletişim, evlilik ilişkisinde yüksek doyum ve mutluluk derecesi ile ilişkili olduğu düşünüldüğünü belirtmektedir. Evlilik uyumunda bireylerin kendi düşünceleri değil aralarındaki ilişkinin niteliği değerlendirilir. Ayrıca çiftlerin her birinin ilişkiyi iyi bir şekilde sürdürebilme kapasiteleri önemlidir. Evlilik doyumu ise eşlerin evlilik ilişkilerinde tüm boyutlarıyla hissettikleri öznel mutluluk ve hoşnutluk duygularıdır.

Yılmaz’ın Johnson ve arkadaşlarından aktardığına göre; eşler arasındaki uyumun, eşler arasındaki mutluluk, etkileşim, anlaşmazlıklar, problemler ve boşanma eğilimi olmak üzere beş faktörde toplandığını belirtmiştir. Bu beş faktör aşağıdaki şekilde tanımlamaktadır:

1. Bireyin evliliğine ilişkin doyum hissi faktörü.
2. Eşlerin günlük aktivitelerin ne kadarını birlikte yaptığını içeren etkileşim faktörü.
3. İlişkideki sözel ve fiziksel çatışmanın sıklığı ve yoğunluğunu gösteren anlaşmazlık faktörü.
4. Eşlerin kişisel özellikleri ya da davranışsal özelliklerinden (kıskançlık, kolay incinme, çabuk sinirlenme, savurganlık, alkol alma gibi) kaynaklanan problemler faktörü.
5. Evliliğin problemli olduğunu ve boşanma olasılığını düşünme, eş ya da arkadaşlarla boşanma olasılığı hakkında konuşmayı içeren boşanma eğilimi faktörüdür.

Sağlıklı ve Sağlıksız Evlilik Nedir?

Literatürde, Kim ve Mckenry, sağlıklı ve sağlıksız evlilik araştırıldığında, çoğu araştırmacı evlilik statüsünün, ilişkinin kalitesinden bağımsız olarak, bireyin psikolojik iyi oluşunda ağırlıklı bir belirleyici olduğunu öne sürülmektedir. Peacock ve Demo, bu durumu evliliğin aile içi ilişkileri ve aileye ilişkin süreçleri değerlendirmede önemli bir etkisi olan sosyal bir yapı olmasıyla ortaya koymuştur.

Sağlıklı bir evlilik hayatının kişiler ve toplumlar açısından önemli olduğu için eşler arasındaki uyum son yıllarda psikolojinin en çok üzerinde durduğu konulardan biri haline getirilmiştir. Fışıloğlu’ na göre bunun sebebi, evlilik uyumunun aile içi ve aile dışı ilişkilerin ve iletişimlerin belirleyicisi olarak gün geçtikçe daha da önem kazanmasıdır.

Burton’un yaptığı bir çalışmasında, evlilik kurumunun, bireylerin hayatlarına anlam katmalarına, sosyal rollerini genişletmelerine aracılık ederek ruh sağlığını olumlu yönde koruduğunu ortaya koymuştur.

Hawkins ve Booth, evlilik ve iyi oluş arasındaki bağlantıyı inceledikleri çalışmalarında, evlilik hayatı bozuldukça, iyi oluş üzerindeki olumlu etkisinin de bozulduğunu belirtmektedirler. Her ne kadar evlilik ve iyi oluş arasında olumlu ilişki görünüyor olsa da bunun evliliğin kalitesine bağlı olarak değişebileceğini, kalitesi düşük bir evliliğin ise stres kaynağı olarak değerlendirilmiştir.

Glenn, mutlu bir evlilik yaşamı olmayan bireylerin genel mutluluk düzeylerini düşük olarak değerlendirme eğilimi gösterdiklerini ifade etmektedir. Ayrıca yapılan çalışmalarda, evliliğin kalitesi ile genel mutluluk düzeyi arasında cinsiyetler açısından da farklılık gösterdiği görülmüştür. Bayanlar için aradaki bu ilişki baylara göre daha güçlüdür.

Yıldırım’a göre, sağlıklı bir evlilikte, evli kişilerin psikolojik iyi oluşu üzerinde önemli bir rol oynadığını ifade etmektedir. Yani evlilikteki ilişkinin kalitesi, buna bağlı olarak iyi oluşu doğrudan ya da dolaylı etkileyen bir faktördür. Bu noktada eş desteği faktörünün evlilik niteliği ile yakından ilişkili olduğunu ve iyi oluşu ise doğrudan etkileyebileceğini düşündürmektedir. Yapılan araştırmalar, eşinden destek gören evli bireylerin depresyona girme riskinin azaldığını göstermektedir.

Evlilikler Neden Sonlanıyor?

Özgüven’e göre, eşlerin “aşk’ın” anlamına ilişkin farklı görüşleri, iletişim ve etkileşim sorunları, cinsel ilişki konusundaki anlaşmazlıklar, cinsel rollerle ilgili sorunlar, eşlerin kişilik bozuklukları ve zararlı alışkanlıklar, çocuk
sahibi olamama, maddi sıkıntı, evlilik dışı ilişkiler, eşlerin birbirlerini tamamlamalarında ve bütünleşmelerinde uyumsuzluk ve eşlerin ailelerinden kaynaklanan sebepler eşler arasında çatışma yaşanmasına ve huzurun bozulmasına neden olmaktadır.

Erişti’e göre, iki farklı aile ortamında yetişen bireylerin birbirinden farklı dünya görüşleri, alışkanlıkları, inançları ve değerleri, eşlerin evliliğin uyumla ilgili amaçlarını belirlerken ortak bir noktada anlaşamamaları gibi etmenlerin eşlerin aralarında sorunların yaşanmasına ve uyumsuzluğun ortaya çıkmasına neden olabileceğini ileri sürmektedir.
Canel ise evlilikte sıklıkla yaşanan ve çatışmaya neden olup eşler arasındaki ilişkiyi olumsuz etkileyen sorun alanlarını şu şekilde belirtmiştir:

  • Eşlerin kriz ve sorun çözme becerilerindeki eksiklikler
  • Evlilik hayatına yönelik gerçekçi olmayan beklentiler
  • Ailedeki rol dağılımı konusunda partnerlerin birbirinden farklı beklentilere sahip olmaları
  • Cinsiyet farklılıkları
  • Maddi sorunlar
  • Çiftlerin arasındaki iletişimin kuvvetli olmaması veya hatalı olması
  • Akrabalara ile ilgili sorunlar
  • Cinsel ilişki ile ilgili sorunlar
  • Çocukların yetiştirilmesi ve disiplini ile ilgili fikir ayrılıkları
  • Din, mezhep, kültür, değer, politika gibi konulardan kaynaklanan görüş farklılıkları
  • Çiftlerin birbirine yeterince zaman ayıramamaları
  • Eşlerden birinde her hangi bir madde bağımlılığı olması
  • Eşlerden birinin ruhsal sorunlarının olması
  • Diğer (çiftin çocuk sahibi olamaması, çocuk sayısı hakkında anlaşamamak, eşlerden birinin işkolik olması, aldatma, kıskançlık vb.)

Bu sorunların yoğunluğu, evlilik süresine ve eşlerin kişilik özelliklerine göre farklılık göstermektedir.

Evliliğin hem başlangıcı hem de bitimi, rol ve statü değişimlerini beraberinde getirmektedir. Çocuk sahibi olan bireylerin, çocuklarını oldukça fazla etkileyen bir deneyim olarak karşımıza çıkan ve kişilerin yaşantısındaki birtakım değişikliklere uyum sağlamalarını gerektiren boşanma, bu özelliğiyle bir geçiş dönemi olarak da nitelendirilebilir.

“Boşanmanın toplumsal, kültürel ve bireysel özellikler açısından farklılaştığı görülmektedir. Boşanmaya karşı tutum ve boşanma oranları da kültüre göre değişmektedir.”

Evlilik dışı ilişkilerin ve boşanmaların artması, aldatmaların evliliklerin ve ilişkilerin geleceğini etkilemesi araştırmacıları evlilik dışı ilişkileri incelemeye yönlendirmiştir.

Evliliğin sona ermesi, tarafların istekleri doğrultusunda gerçekleştiğinden, eşlerden birinin vefatı sonucunda boşanmanın gerçekleşmesi, toplumdan topluma farklı algılanmaktadır. Her iki durumda da toplumun, akraba çevresinin ve aile bireylerinin dul kalan eşe yaklaşımları farklı olmaktadır.