Evlilik Terapisti Kimdir? Ne Yapar?

Bu yazıda “Evlilik terapisti kimdir?” sorusunun cevabını kısaca vermeye çalışacağım. Bu sorunun cevabının önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü ilişkilerinde problem yaşayan insanlar bu sorunlarına çözüm olabilecek veya kendilerine yol gösterebilecek bir uzman terapist aradıklarında karşılarına farklı unvanlar çıkmaktadır. Bu durum zaman zaman kafa karışıklığına neden olmaktadır.

Evlilik Terapisti kimdir?

Evlilik terapisti ruh sağlığı alanında çalışan ve özellikle evlilik ve aile danışmanlığı alanında standart bir eğitimden geçmiş kişilere yapılan bir tanımlamadır. Evlilik terapistleri eğitimleri doğrultusunda farklı türdeki psikolojik sorun alanlarında da çalışabildikleri gibi, genelde ilişkilerinde problem yaşayan bireylerle çalışan kişilerdir.

Evlilik Terapisti ve Evlilik Danışmanı Farklı Uzmanlar mı?

Bu iki kavram genel olarak birbirine yakın anlamlara sahiptir. Ancak ayırt edilmesi açısından aradaki nüansı şu şekilde ifade edebiliriz:

  • Evlilik veya aile danışmanlığı süreci kronik psikolojik problemleri olmayan, karar alma süreçlerinde, aile içi ilişkilerde iletişim problemleri yaşayan, ailenin belli geçiş dönemlerinde (evlenme, çocuk sahibi olma, ergenlik döneminde bir çocuğa sahip olma, çocukların evden ayrılması, çocuk kaybı veya boşanma dönemleri gibi) stres ve çatışma yaşayan ailelerle çalışılan bir süreçtir. Bu süreçte ailelere aile içi problemlerini çözmeleri için rehberlik yapılarak problemlerini çözmelerine yardımcı olmaya çalışır evlilik danışmanı / aile danışmanı.
  • Evlilik terapisi süreci ise yukarıda anlatılanları kapsadığı gibi, daha derin problemlerin, örneğin ailedeki bireylerin sahip oldukları kişilik problemleri veya daha derin patolojilere sahip aile yapılarının sağaltımını da içerebilmektedir.

Evlilik Terapisti ve Psikolog arasındaki Fark Nedir?

Evlilik terapisti genel olarak ilişki terapisi, ilişki danışmanlığı alanında çalışan ve evli veya evli olmayan çiftlerin ilişkilerinde yaşadıkları problemlere çözüm bulmaya, sorun yaşayan ailelere rehberlik yapmaya çalışan kişi olarak tanımlanabilir.

Psikolog ise psikoloji bölümü mezunu kişilerin almış olduğu bir unvandır. Psikolog ruh sağlığı uygulamaları alanında eğitim almış kişidir. Evlilik veya aile terapisi alanı özellikle ilişki terapisi alanında çalışmak isteyenlerin sonradan almış oldukları standart eğitimler sonrası yapılan tanımlamadır. Yani evlilik terapisti olabilmek için yükseköğretim düzeyinde ruh sağlığı alanında eğitim aldıktan sonra (psikoloji, psikolojik danışmanlık, psikiyatri gibi) evlilik ve aile danışmanlığı alanında eğitim almak gerekir. Bu eğitim yüksek lisans/doktora olabileceği gibi, evlilik terapisi / çift terapisi alanında içeriğe sahip bir psikoterapi ekolünün eğitimini almak da olabilir.

Evlilik Terapisti Çiftlere Nasıl Yardımcı Olur?

Evlilik terapisi sürecine başvuran insanların en çok merak ettikleri sorudur, karşılarındaki uzmanın nasıl bir yöntem uygulayacağı ve uygulayacağı bu yöntemin onların genel ilişki problemlerine çözüm olup olmayacağı sorusu. Bu sorunun cevabını çok kısaca şu şekilde verebiliriz:

Evlilik terapisti ilişkilerde yaşanan problemlerin muhtemel nedenleri ve çözüm yolları hakkında bilgi sahibi olan kişidir. Ancak her çift psikoterapi sürecinde kendi öznel problemleri üzerinden değerlendirilir. Yani her ailenin, her çiftin sorunu benzer olsa da farklı kökenlere, dinamiklere sahiptir. Ayrıca ilişki problemlerinin çözümüne her birey başkalarından daha farklı düzeyde katkıda bulunabilir. Bu nedenle evlilik terapisti her çifti özel olarak kabul eder ve her seferinde, bir başka çiftin yaşam hikâyesine benzese de, farklı bir yaşam hikâyesi ile karşı karşıya olduğunu bilerek çiftleri dinler.

Büyülü bir değneği yoktur evlilik terapistinin. Çiftlere sorunlarının çözümünde belli teknikler öğretir zaman zaman. Onların yaşam hikâyelerine dâhil olur. İlişkideki haklıyı haksızı bulmaya çalışmaz. Tam tersine birbirlerini durmadan suçlayan ve kendisinin haklı olduğunu karşısındakilere ispat etmeye çalışan çiftlere bunun bir çözüm olmadığını göstermeye çalışır. Yani evlilik terapisti, çiftlerde bir farkındalık oluşturmaya çalışır. Bu anlattıklarım televizyonlarda, belli programlarda kimin haklı kimin haksız olduğunu bulmaya çalışan, erkeğin nasıl kadının nasıl davranması gerektiğini empoze etmeye çalışan bazı uzmanların (!) yaptığından farklı olsa da, evlilik terapisi genel anlamda böyle bir şey.

Bu yazı Evlilik Terapisti Kadir Burak SALİMOĞLU tarafında yazıldı. Ankara’da evlilik terapisi desteği almak istiyorsanız, 0530 885 8145 numaralı telefondan kendisine ulaşabilirsiniz. Ayrıntılar için iliskiterapisi.com linkine tıklayabilirsiniz.

Sevgilim Bana Değer Vermiyor I Psikolojik Bir Analiz

sevgilim bana deger vermiyor
Sevgilim bana değer vermiyor

“Sevgilim bana değer vermiyor.” pek çok aşığın yakınmalarından biridir. Bu yazıda, sevgilisi tarafından değer görmediğini düşünen bir okurumun sorusu üzerinden, sevgiliden değer görme beklentisini analiz etmeye çalışacağım. Siz yazıyı okurken, sevgilim yerine, eşim, karım, kocam gibi kelimeleri koyabilirsiniz.

“Sevgilim Bana Değer Vermiyor” diyen okurun sorusu

Hayatımda ilk uzun ilişkim iki buçuk yıl sürdü. İlk yıl birbirimize uyumlu bir çift olduğumuzu düşünüyordum. Zamanla beni kısıtlamaya başladı, ve bunu bana direk söylemeden baskı uygulayarak yaptı. Yakın arkadaşlarımdan uzaklaştım. Erkek olanlarla hiç görüşmedim bir yıl boyunca. Onu sevdiğimi onun da beni sevdiğini düşünüyordum. Ağzı iyi laf yapan biriydi. Sonlara doğru bana değer vermediğini hissetmeye başladım. İki buçuk yıllık ilişkimizde evlerimiz dolmuşla yarım saatlik mesafede olmasına rağmen 5 defa beni eve bırakmamıştır. Aksine onun evi merkeze yakın olduğundan ben onu eve bırakıyordum resmen.

Şiddetli derecede kıskançtı ama gecenin bi vakti beni eve tek başıma gönderebiliyordu. Bunu aklım almamaya başladı. Bunun gibi bir sürü örnek görmeye başladım.

Bana değer vermediğini kendime kanıtladım, ayrılmak istediğimi söyledim. 4-5 ay boyunca ayrılamadık, bir şekilde ikna oldum. En sonunda, ağlamasına rağmen gaddarca davranarak onu terk ettim.

Birkaç ay sonra yeni bir ilişkim oldu. Bir yıl boyunca görüşmediğim yakın arkadaşlarım, yakın arkadaş edinmişler. Bizi tanıştırdılar. Birkaç hafta sonra sevgili olduk. Şu an bir yıldır sevgiliyiz. Ancak insanların bana değer vermemesi, ve kullanılma duygusu ya da yetersiz sevmeme gibi duygulara kapılıyorum. Örneğin kendisine yemek alıp bana aç mısın diye bile sormaması ve bu küçük şeylerin aynı günde defalarca olması beni umursamadığı, değer vermediği hissine kapılmama neden oluyor. Ayrılmak istediğimi söylediğimde şaşırıp, beni sevdiğini, bana değer verdiğini söylüyor. Aynı eski sevgilim gibi. Tek farkı, beni aşırı derecede kısıtlamaması.

Sevdiklerime karşı kendimden ödün verdiğimi, gereksiz merhamet ve gereksiz ince düşünceli olduğumu düşünüyorum. Bu yüzden, karşılık alamadığımda hüsrana kapılıyorum. Şu anki ilişkimde de bunu yaşıyorum. Onu görünce sarılasım geliyor, ama uzaktayken aklıma yaptıkları geliyor, kin besliyorum.

Ne yapmalıyım bilmiyorum. Şu anki ilişkimde geçen hafta ayrılıp barıştık bu nedenden ve şu an pişman gibi hissediyorum kendimi.

“Bana Değer Vermiyor” inancının analizi

İsterseniz temel bir noktadan başlayalım: Bir düşünceye sahip olmamız, düşündüğümüz şeyin gerçek olduğu anlamına gelmez. Yani, sevgilinizin size değer vermediğini düşünüyor olmanız, onun açısından da size karşı bir değersizlik olduğu anlamına gelmeyebilir. Bunu söyleme sebebim, sevgilinizin aslında size değer verdiğini düşünmem değil. Ancak, bir meseleyi anlayabilmemiz için (en azından psikoterapi açısından) o mesele üzerinde düşünmemiz gerekir.

Peki, “sevgilim bana değer vermiyor” derken gerçek bir durumdan mı bahsediyorsunuz? Yoksa, aslında var olan bir durumu yanlış mı anlıyorsunuz?

Bunu değerlendirebilmek için, öncelikle “değer vermek” denilen tutumu tanımlamalısınız. Yani, size göre bir kişinin sevgilisine değer verdiği nasıl anlaşılır? Bunu netleştirmelisiniz. Pek çok insani durum gibi bu durum da görecelidir, yani kişiye göre değişir. Sizin değer anlayışınız ile benimkisi pekala farklı olabilir. Doğru. Ama burada öncelik, evrensel bir değer anlayışına ulaşmak mı, yoksa bize değer verecek birini hayatımıza almak mı? Bence ikincisi. Yani, öncelikle beklentilerimizi netleştirmeli ve sonrasında da beklentilerimizle uyumlu birini hayatımıza almalıyız.

Peki neler yapabilirsiniz?

İlk aşamada, hemen bir kalem kağıt alın ve liste yapmaya başlayın: Sevgiliye değer verildiğini gösteren işaretler.

Düşüncelerinizi maddeler halinde yazın. Yazarken, düşüncelerinize filtre uygulamayın. Yani, “Bu çok saçma bir beklentiymiş.” demeyin. Saçma beklentilere sahip olduğunuzu görmemek, sevgilinizle ilişkinizdeki asıl sorunlardan biri olabilir. Bu yüzden, bırakın önce düşünceler aksın.

İkinci aşamada, sahip olduğunu beklentileri değerlendirin. Yani, “Evet benim böyle beklentilerim var ama, bunlar ne kadar gerçekçi?” sorusuna cevap üretmeye çalışın. Beklentilerinizi değerlendirirken, her bir madde için kendinize şu tür sorular sorabilirsiniz:

  • Bu beklenti ne kadar normal?
  • Bu beklenti karşılanabilir mi?
  • Beklentinin karşılanmasının, karşılayan kişi açısından sonuçları neler olabilir?
  • Bu beklentiyi, tüm insanlara önerebilir miyim?
  • Aynı beklentiye benim sevgilim sahip olsa, ben onu karşılayabilir miyim?
  • Benim kızım-oğlum sevgilisinden aynı beklentiye sahip olsa ona ne söylerdim?

Üçüncü aşamada, yukarıdaki sorular ışığında, maddelerinizi yeniden düzenleyin. Diyelim ki 20 maddelik listeniz artık 12 maddelik bir hal almış olabilir. Bu maddeleri de önem sırasına göre düzenleyin. En önem verdiğiniz beklenti ilk sırada yer alsın, en az önem verdiğiniz beklenti en son sırada yer alsın.

Dördüncü aşamada, sevgilinizin beklenti listenizi ne kadar karşıladığını kendinize sorun. Bunu madde madde olarak ve her bir maddenin düzeyi olarak belirleyin. Yani, “12 maddenin birincisini yüzde 90 karşılıyor, ikincisini yüzde 95 olarak, 12’incisini yüzde 15 olarak karşılıyor.” gibi bir değerlendirme yapın.

Beşinci aşamada, ortaya çıkan tabloya bakın ve kendinize yeniden sorun: Bu analizime göre sevgilim bana değer veriyor mu? Bu soruya farklı cevaplar verebilirsiniz:

Sevgilim bana kesinlikle değer vermiyor: Cevabınız böyle ise, sevgilinizden ayrılmanız sizin için daha doğru olabilir. Pek çok kişinin yaptığı gibi, “size değer vermeyen birinden değer görmeye çalışmak” sizi duygusal anlamda yıpratabilir.

Sevgilim aslında bana değer veriyor, ama ben değerli hissetmiyorum kendimi: Bu durumda sorun sevgilinizin size değer verip vermemesinde değil, kendinize değer verip vermemenizde olabilir. (Bu durumu daha etraflıca değerlendirebilmek için Duygusal Yoksunluk Şeması Nedir? yazısını okumanızı öneririm.)

Bütün bunlarla birlikte ilişkinizde düzeltilmesi gereken noktalar olduğunu düşünüyorsanız ilişki terapisi desteği alabilirsiniz. (İlişki Terapisi Nedir? yazımı okuyabilirsiniz.)

Sorunun kendinize verdiğiniz değerle ilgili olduğunu düşünüyorsanız psikoterapi desteği almanızı öneririm.

Söyleyeceklerimi bu kadarla sınırlamak istiyorum. Çünkü yazdıkça yeni konular düşüyor zihnime ve hepsine yetişme şansım yok ne yazık ki.

Yazı ile ilgili düşüncelerinizi, yazının yorum kısmından benimle paylaşabilirsiniz. Muhabbetle.

Sevdiğimi Nasıl Belli Ederim?

sevdigimi nasil belli edebilirim
Sevdiğini belli etmenin yolları nelerdir?

Şöyle bir evlilik düşünelim: Kadın “Ben kocamı seviyorum.”, erkek de “Ben karımı seviyorum.” diyor. Ancak, taraflara “Eşiniz tarafından sevildiğinizi hissediyor musunuz?” diye sorulduğunda, taraflardan biri veya her ikisi de “hayır” diye cevap veriyor. Bu durumda, seven tarafın (veya tarafların) sevgisi nasıl kayboluyor acaba?

Evlilik Danışmanı Gary Chapman, bu duruma çok işlevsel bir açıklama getiriyor. Ona göre, herkesin bir sevgi dili var. Siz karşınızdakine onun sevgi diliyle sevginizi ifade ederseniz, o da sevildiğini hisseder. Onun sevgi dilini konuşmadığınızda, çabalarınız boşa gidebilir.

Durumu daha iyi açıklamak için bir örnek üzerinde gidelim. Ali ve Ayşe çifti, Ayşe Hanım’ın talebi üzerine evlilik terapisine baş vuruyorlar. Ayşe Hanım’a “Sizi terapiye getiren şey nedir?” diye sorduğumda cevap olarak, “Eşim beni sevmiyor.” diyor. Ahmet Bey’e “Siz eşinizin onu sevmediğiniz düşüncesine katılıyor musunuz?” diye sorduğumda, “Olur mu canım. Onu sevmeseydim onunla evlenmezdim. Onu sevmeseydim, para kazanmak için gece gündüz çalışır mıydım?” diyor. “Bu söylediğinizden eşinizi sevdiğinizi anlıyorum.” diyorum. Ahmet Bey de “Tabii ki efendim. Sevmez olur muyum?” diyor.

Benzeri diyaloglara evlilik terapisi uygulamalarımda çokça rastladığımı söyleyebilirim. Bu durumda ne yapabiliriz? Ben terapi uygulamalarımda önce, kullanılan dile vurgu yapmaya çalışıyorum. Verdiğim örnekte, Ali Bey Ayşe Hanım’ı sevdiğini söylüyorsa, Ayşe Hanım’ın “Eşim beni sevmiyor.” demesi gerçekle ne kadar örtüşüyor. Burada Ayşe Hanım’ın kullanabileceği doğru ifade şu olabilir: Eşim tarafından sevildiğimi hissetmiyorum. İki cümle yapısı arasında, ortaya çıkardığı duygular ve yol açtığı sonuçlar açısından son derece ciddi farklar var.

Ali Bey Ayşe Hanım’ı sevmesine rağmen Ayşe Hanım sevilmiş hissetmiyorsa, yukarıda bahsettiğim sevgi dili kavramını devreye sokabiliriz.

Sevgi Dili Nedir?

Sevgi Dili kavramını bize, Evlilik Danışmanı Gary Chapman kazandırdı. Onun Beş Sevgi Dili kitabı, yayımlandığı tarihten itibaren çokça satıldı ve okundu. Ben de ilişki terapisi uygulamalarımda bu kavramın ne kadar işlevsel olduğunu görebiliyorum.

Sevgi dilini, kişilerin sevgiyi hissetme ve hissettirme yolları olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla, düşünceyi, duyguyu vb. iletme aracı olan lisan anlamındaki dil (Türkçe, Arapça, Farsça vb.) ile aynı özelliklere sahip olduğunu kabul edebiliriz. Bu temelden hareketle sevgi dilinin bazı özelliklerinden bahsedelim isterseniz:

Türkçe, Arapça ve Farsça gibi onlarca lisandan bahsedebileceğimiz gibi, sevgiyi hissetme ve gösterme yolu olarak da pek çok sevgi dilinden bahsedebiliriz.
Birbirinin dilini bilmeyen iki insan (Bir Alman ile bir Fransız mesela) nasıl ki ciddi düzeyde iletişim sorunu yaşarsa, birbirinin sevgi dilinden habersiz çiftler de çok ciddi düzeyde duygusal yoksunluk yaşayabilirler.

Nasıl ki sahip olduğumuz anadil, içinde doğduğumuz kültür tarafından şekilleniyorsa, sahip olduğumuz sevgi dili de içinde doğduğumuz duygusal atmosfer tarafından şekillenir.

Anadilimiz dışında yeni diller öğrenebildiğimiz gibi, sahip olduğumuz temel sevgi dilleri dışında yeni sevgi dilleri de öğrenebiliriz. Sevgi dili kuramının en çok işimize yarayacak kısmı da burasıdır aslına bakarsanız.

Yeni bir dilin bizi zenginleştirdiği gibi, yeni bir sevgi dilini öğrenmek de bizi zenginleştirir. Yani, eşimizin sevgi dilini öğrenip kullanmaya başladığımızda sadece ona bir iyilik yapmış olmayız, kendimizi de insan olarak olgunlaştırır, ve zenginleştiririz.

Sevgimi Nasıl Belli Ederim? Sorusuna Cevap

Sevginin ifade edilmesi için çok farklı yöntemler olabilir. Sevgi Dili Teorisi, bütün sevme ve sevildiğini hissetme şekillerini 5 grupta toplayabileceğimizi söylüyor. Bu yöntemleri, aynı zamanda sevginizi belli etme yöntemleri olarak da düşünebilirsiniz:

  • Onay Sözleri: Bazı insanlar, kendileri ve ilgi alanlarıyla ilgili olumlu şeyler duyduğunda sevildiğini hissederler. Yaptıkları, çabaları fark edilsin isterler. Bu olmadığında ise hayal kırıklığı yaşarlar. Onay sözlerini eşinize kullanabilmeniz için, öncelikle onu umursamalısınız. İlgi alanlarını merak etmeli ve onlara değer vermelisiniz. Eşiniz için ne söylendiğinden ziyade nasıl söylendiği daha önemli olabilir. Bu durumda, emirler, tehditler, ültimatomlar, dayatmalar onu sizden uzaklaştıracaktır. Müşfik, onaylayıcı, sıcak, davetkar ve rica tonunda ilişki eşinize daha çok sevilmiş hissettirebilir kendini. Sevgi dili onay sözleri olan birisi, sevildiğini duymadıkça bundan emin olamayabilir.
  • Nitelikli Beraberlik: Paylaşmak, dinlemek ve birlikte anlamlı faaliyetlerde bulunmak bu dilin temel özellikleridir. Eşiniz sizinle iyi vakit geçirmek istiyor olabilir. Şayet öyleyse, iyi vakit geçirmek yerine yapacağınız diğer şeylerin (Ona, onu sevdiğinizi söylemek, pahalı hediyeler almak, çeşit çeşit yemekler yapmak vb.) pek bir anlamı olmayabilir. Bu sevgi dilinin odağında birliktelik duygusu yer alır.
  • Hizmet Davranışları: Eşiniz, kendisi için bir şeyler yaptığınzda sevilmiş hissediyor olabilir. Hizmet davranışları,eşinizin, yapmanızdan hoşlandığı şeyleri yapmanızı ifade eder. Bu dil, eşimizin beklentilerine karşılık vermeyi gerektirir. Bir su getirmek, yatakları toplamak, ayakkabıları dolaba koymak, evi süpürmek, arabayı yıkatmak vb. hizmet davranışları listesinde bulunabileceklere basit örnekler olabilir.
  • Armağan Alma: Bu dili Chapman şöyle açıklıyor: “Sevgi konusunda yazılmış hemen her şey, sevginin kalbinde verme ruhunun yattığına işaret eder.” Dolayısıyla, siz de eşinize bir şeyler hediye edebilirsiniz. Hediye konusunda kendinize bir kısıtlama getirmeyin. Zamanınızı, kendinizi, ilginizi, bedeninizi de eşinize hediye edebilirsiniz. Önemli olan, verdiğiniz hediyenin büyüklüğü değil, eşinize hissettirdiği duygularıdır.
  • Fiziksel Temas: Fiziksel temas, en temel duygusal ihtiyaçlarımızdan birisidir. Dokunmak, öpmek, okşamak, elini omuzuna atmak, seks yapmak vb. fiziksel temas yollarından bazılarıdır. Eşinizin sevgi dili fiziksel temas ise, ona hediye almaktan ya da sevgi sözleri söylemekten ziyade, onunla fiziksel temas kurmalısınız. Eşiniz ağlarken onu kucaklamak eşsiz bir sevgi göstergesi olabilir mesela.

Sevgimi nasıl belli ederim? sorusunun cevabı, yukarıda ifade ettiklerimizden hareketle şöyle özetlenebilir: Eşinizin sevgi dilini konuşarak!

Sevgi Dili hakkında ayrıntılı bilgi için, Gary Chapman’ın Beş Sevgi Dili kitabını okumanızı öneririm. Kitabı okumanıza rağmen, eşinize olan sevginizi ona göstermekte sorun yaşıyorsanız, belki de duygularınızı ifade etme ile ilgili bir sorun yaşıyorsunuzdur. Şayet öyle ise psikolojik danışmanlık desteği almanızı tavsiye ederim.

Yazı ile ilgili düşüncelerinizi yazının yorum kısmından benimle paylaşırsanız memnun olurum. Muhabbetle kalın.

Eşim Beni Aldattı I Psikolojik Bir Analiz

Eşim beni aldattı
Eşim beni aldattı, ne yapmalıyım?

“Eşim beni aldattı.” diyen bir okurumun sorusunu ve soruya vereceğim cevabı paylaşmak istiyorum. Tarafıma yöneltilen her soruya uzun ve ayrıntılı cevap verme şansım yok. Bunun için de, bir soru üzerinden benzer içerikli sorulara ayrıntılı cevap üretmenin işlevsel bir yaklaşım olacağını düşünüyorum.

“Kocam beni aldattı.” diyen hanımefendinin sorusu şöyle:

Merhaba. Benim sorunum, üç yıl önce kocamın beni aldatmış olması. Aldatılmanın etkisini bir türlü üzerimden atamıyorum. Aldatıldıktan sonra eşime karşı aşırı kontrolcü, güvensiz ve inançsız birisi oldum. İnançsızlığımı ve güvensizliğimi eşime çok yansıtıyorum. Eşim artık bu durumdan çok rahatsız. Sürekli takip edilmekten bıkmış durumda. Önceden alttan alıyordu, ama artık alttan almıyor. Lütfen bana yardım edin. Evliliğim bitmek üzere. Kendimi kontrol etmek istiyorum ama yapamıyorum. Kendimi nasıl kontrol edeceğim? Birkaç gün iyi oluyorum. Kararlı davranıyorum ama sonra eskisi gibi takip ve kontrol ediyorum. Bu arada, eşim bana söz verdi ve başka bir hatasını görmedim. Eşimi seviyorum. O olmazsa ben de olmam.

Öncelikle bir şeyi hatırlatmakta fayda görüyorum okuyucularıma: Her deneyim özneldir! Hepimiz aynı kelimelerle ifade edilen şeyler yaşayabiliriz. Mesela, hepimiz okula başlarız, evleniriz, anne-baba oluruz, hepimizin sevdiği ölür, hepimiz mutlu olur veya endişeleniriz vb. Ancak, kelimeleri kullanıyor olmamız aynı deneyime sahip olduğumuz anlamına gelmez. O yüzden, bir meseleye uzaktan bakmak durumu net olarak kavramamıza olanak vermeyebilir. Mesela soruyu soran okurumun, bahsettiği olayla ilgili derin düşünce ve duygularını bilemiyorum. Bu yüzden ben, kendi durduğum yerden meseleyi ele almaya çalışacağım. Okuyucular da kendi paylarına düşeni almaya çalışacaklar.

Aldatılma, partnerine, eşine veya ilişkisine bağlı birisi için son derece yıkıcı bir deneyimdir. Hatta psikoloji alanında araştırma yapan uzmanlar, bu deneyimin kişiye sevdiği birinin ölümü gibi hissettirdiğini söylerler. Ben de kendi psikoterapi deneyimlerimde, bu düşüncenin geçerli olduğuna defalarca şahit oldum. Aldatılan kişi, çok değer verdiği ilişkisinin yok olmasıyla karşı karşıya kalmıştır. Sevdiğiniz birinin ölümünde de kaybettiğimiz, onunla olan ilişkimiz değil midir? Annemiz ölür, ve onunla olan ilişkimiz yok olur.

Bir ilişkinin yokluğunda hissedeceğimiz duyguları, o ilişkinin bizim için ifade ettiği anlam belirler. Ne demek istediğimi, sorunun son cümlesini tekrarlayarak biraz daha açmak istiyorum: “O olmazsa ben de olmam.” Bu cümleden hareketle, sorunun sahibiyle ilgili şu varsayımlarda bulunabilirim:

Yetişkin bir insan için en temel ihtiyaç, sağlıklı, güçlü bir kendilik algısıdır. Sağlıklı, güçlü bir kendilik algısına sahip olan kişi, değer verdiği insanların hayatından gitmesiyle çok üzülebilir. Ancak yok olmaz. Kaybının yasını tutar ve hayatına devam eder. Bu, kaybettiği kişinin kaybını önemsemediği anlamına gelmez. Sorunun sahibinin, söz konusu cümlesinden hareketle, ne yazık ki böyle bir kendilikten uzak olduğunu düşünüyorum. O kendi varlığını eşinin varlığına bağlamış. Kendini eşinden ayrı bir varlık olarak deneyimlemekte zorlanıyor.

Eşinin onu aldatması, ilişkisini tehlikeye atan bir yaşantı olmuştur. Aldatılmayla, çok değer verdiği eşinin ilişkisini bitirme, yani hayatından gitme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. “O olmazsa ben de olmam.” diyen birisi için bu, yok olmak demektir.

Buradan hareketle şunu söyleyebilirim ki, sürekli eşini kontrol ederek aslında kendi varlığını kontrol ediyor kişi. Adeta şöyle bir süreci yaşıyor kendi içinde: Eşim beni aldattı mı? > Hayır? > O zaman hayatımda var? > Öyleyse ben de varım. Bunun ne kadar, dehşetengiz bir durum olduğunu anlamamız için, yok olmakla karşı karşıya kaldığımız bir durumu düşünmemiz lazım. Böyle bakınca, “O kaybeder.”, “Aldattıysa bırak gitsin.” gibi yaklaşımların ne kadar abesle iştigal olduğunu görebiliriz.

Bütün bunlardan sonra, “Eşimi kontrol etmemek için ne yapmalıyım?” sorusuna cevaben şunları söyleyebilirim:

Yukarıda açıklamaya çalıştığım çerçeveden hareketle kendinizle yüzleşmelisiniz. Bunun için, yaşadıklarınız üzerinde etraflıca düşünebilir, kitap okuyabilir ve psikolojik destek alabilirsiniz. Bu durumda insanların aklına genelde evlilik terapisi gelir. Orada da beklenti eşinin sadık biri olduğundan emin olmaktır. Ancak ben, bireysel psikoterapi desteği alınmasını daha doğru buluyorum. Çünkü, kişi açısından söz konusu olan şey, olmak ya da olmamaktır.
Terapide hedefiniz, sizi bu evliliğe bağlayan psikolojik dinamikleri anlamak olmalıdır. Terapi sonunda “Ben, güçlü bir kendilik sahibi olarak (eşimle bağımlı olmadan) bu evliliği sürdürmek istiyorum.” diyebilirseniz, kontrol ihtiyacınız muhtemelen azalacaktır. Çünkü eşinizin varlığı sizin için artık ölüm kalım meselesi değildir.

Evliliğinizi sadece “eşinizin varlığı ya da yokluğu” açısından değerlendirmeyin. Kendi beklenti ve ihtiyaçlarınıza da odaklanın. Böyle baktığınızda belki de eşinizden memnun olmadığınızı göreceksiniz. Bu durumun sonucu belki de evlilik terapisi olacaktır.

Umarım sorunun sahibi ve diğer okuyucular için faydalı bir paylaşım olmuştur. Yazı ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmından benimle paylaşırsanız memnun olurum. Muhabbetle kalın.

Eşim Benden Soğudu, Ne Yapmalıyım? I Psikolojik Bir Analiz

esim benden sogudu
Eşim benden neden soğudu?

Soru:

Merhabalar.

Biz 2013 Şubat ayında eşimle bir ortak arkadaşımız sayesinde tanıştık. 2013 Eylül ayında nişanlandık ve 2014 Ağustosta da evlendik. 11 aylık evliyim.

Eşimin annesi, arkadaşlık-nişanlılık döneminde kanser tedavisi gördü. 6 ay boyunca her gün sabah gidip akşam geldim. Eşime ve annesine hep destek olmaya çalıştım. Her şey çok güzeldi, ilişkimiz de öyle.

Evlendiğimizin ertesi haftası annesi planlar yapmaya başladı. Biz her hafta sonu onun annesinin planlarına uymak zorunda kaldık. Yeni evli olmamıza rağmen aylarca evimizde bir pazar kahvaltısı yapamadım. Tabi bu dönem benim ailem hep ikinci planda tutuldu. Ben bu durumdan rahatsız olup araya mesafe koydum, tabi 6 ay kadar sonra. Her davetinde gitmedim, onun istediği şekilde hafta sonlarımı geçirmedim. Gerekirse evde kaldım. O dönem eşim işten ayrılmak zorunda kaldı. Evlilik borçları, maddi sıkıntı. Ben ilgisizliğinden yakınmaya başladım. Duygusal anlamda tatmin olamadım. Cinsel hayatımız ilk aydan beri çok seyrek devam ediyor. Bazen ayda 2 kez. Bu ay 1 kez oldu. Cinsel olarak isteksizlik benden kaynaklanıyor. Eşim arkasını dönüp uyuduğu için o konuda soğudum. Ama evlilik öncesinde düzenli cinsel ilişkimiz vardı.

Eşim maddi sıkıntı, annesiyle görüşmeleri seyrekleştirmem, cinsel ilişkinin olmaması ve duygusal beklentilerim yüzünden anlaşamadığımızı, ayrılmak istediğini söyledi 6 ay önce. Ben çok erken gördüm bu durumu ve kabul etmedim. 7 yıllık öğretmenlik hayatımdan sonra ilk kez bu yıl çalışmadım. Yeni bir ev, evlilik, çalışmamanın verdiği sıkılganlık, yalnızlık, bilmediğim bir semt. Benim için de kolay geçmedi tabi. Birçok hatayı yalnızlıktan, ilgisizlikten yaptığımı düşünüyorum.

Çok fazla kavgamız olmadı bizim. Ama ben sinirli bir yapıya sahibim ve sinirlendigimde ne soyledigimi duymam. Bir erkeğin onurunu kıracak kelimeleri söyledim. Ona güvenmediğimi, ona güvenmeden evlendiğimi bile söyledim. O da zamanla benden soğudu. Ve dün yine ayrılmak istediğini söyledi. Bu evliliğin çok sürmeyeceğini, bir şeyler paylaşamadığımızı, benden soğuduğunu söyledi. Ben eşimden ayrılmak istemiyorum. Onu seviyor ve ona değer veriyorum. Maddi anlamda destek olmaya çalışıyorum. Düğündeki tüm takıları verdim. Şimdi arabamı satıp model değiştirmek istiyor, evlenmeden önce aldığım, kendime ait aracımı. Dün ayrılmak istediğini söyledi, bu gün de aracı değiştirmek istediğini. Davranışlarına anlam veremiyorum.

Ne yapmalıyım? Bu durumda evlilik terapisi bize iyi gelir mi? Ya da, kendimde gördüğüm hataları düzeltmeye mi çalışmalıyım? Eşimle kaliteli zaman mı geçirmeliyim? Cevap verirseniz çok mutlu olurum.

Cevap:

Merhaba. Sorunuza cevap ararken ilk bilmeniz gereken şey, yaşadıklarınızın “çok boyutlu” olduğudur. Yani, sizin kişilik yapınız, eşinize karşı tutumlarınız, eşinizin kişilik yapısı, size karşı tutumları, içinde büyüdüğünüz aile yapıları vb. şu anda birbirinize verdiğiniz tepkileri şekillendiriyor. Dolayısıyla, ”Yaşadıklarınızın sebebi budur.” ve “Şunu yaparsanız işler hallolur.” tarzında yaklaşımlar doğru değildir.

Söylediklerinizden anladığım kadarıyla, eşinizin ailesiyle (özellikle annesiyle) ilişkisi “iç içe geçmiş” bir yapı arz ediyor. İç içe geçmiş yapılarda, kişiler kendilerini ötekilerden (eşinizin durumunda anneden) ayrı bir varlık olarak algılayamazlar. Yani ayrı bir duygu dünyası, ayrı bir düşünce dünyası oluşturmakta, ayrı bir kendilik sahibi olmakta zorlanırlar. Şayet eşinizin durumu böyleyse, annesinin kabul etmeyeceği bir şeyi dile getirmek eşiniz için çok zordur, neredeyse mümkün değildir. Annesinin taleplerini zaman zaman yanlış bulsa da ona “Hayır” demekte çok zorlanır. Sizin talepleriniz ve annesinin talepleri çatışırsa, eşinizin içinden annesinin talebini yerine getirmek geçecektir. Hatta sizden de içten içe, kendi gibi davranmanızı, kendiniz annesinin ellerine bırakmanızı bekleyecektir. Bu olmadığında da size kırılacak ve/veya öfkelenecektir. (Bu anlattıklarımın doğru şeyler olduğunu söylemiyorum tabii ki, durumu anlatmaya çalışıyorum.) Bu durumda, yapabileceğiniz en yanlış şey, annesi ile karşı karşıya gelmek olacaktır. Bu, annesinin dediklerini yapmanız demek değildir. Sadece, derdinizi “annesi üzerinden” değil, “kendi beklentileriniz” üzerinden ele almalısınız. Meseleye, “O kadının dediği olmayacak.” şeklinde değil de, “Ben buna ihtiyaç hissediyorum.” şeklinde yaklaşmalısınız.

Anlattıklarınıza sizin açınızdan bakmaya çalıştığımda ise, “duygusal yoksunluk şeması” dediğimiz bir kişilik yapısına sahip olabileceğinizi düşündüm. Şayet öyle ise, eşinizden gelecek duygusal tepkilere çok fazla odaklanırsınız. Mutluluğunuz sanki onun size vereceklerine bağlıymış gibi yaşarsınız hayatınızı. Beklentilerinizi karşılamadığında ise, büyük bir hayal kırıklığı ve öfke yaşarsınız. Bu da zamanla ilişkinizi bozucu bir hal alır. Aslında, farkında olmadan eşinize benzer bir tutum sergilersiniz: O kendini annesinden ayrı düşünemez, siz kendinizi eşinizden ayrı düşünemezsiniz.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim:

  • Öncelikle mutluluğunuzu eşinize bağlamamalısınız. Onun ilgisi olmadan da mutlu olmayı beceremezseniz evliliğinizin sağlıklı gidebileceğini düşünmüyorum. Eşiniz olmadan da bir dondurmadan tam olarak haz almayı becerebilmelisiniz.
  • Eşinizin annesini gündem yapmamalısınız, kendi ihtiyaçlarınıza odaklanmalısınız.
  • Mümkünse evlilik terapisi desteği alın.

Eşiniz evlilik terapisini kabul etmezse, bireysel terapi almanızı ve ilişkiniz üzerindeki etkinizi ve gücünüzü keşfetmeye çalışmanızı öneririm.
Muhabbetle kalın.

İlişki Terapisi Nedir?

iliski terapisi
İlişki terapisi nedir?

İlişki, insanın her an deneyimlediği bir yaşantı olarak düşünülebilir. Bazen kendimizle ilişki içindeyizdir, bazen elimizdeki bir nesneyle. Bazen bir kediyi severek doğayla ilişki kuruyoruzdur, bazen bir ağacı budayarak. Bazen muhabbet ederek sevgilimizle ilişki kurarız, bazen de dua ederek Allah’la.

Bizler “bir ilişkiden doğan” ve “bir ilişki dünyasına doğan” varlıklarız. Bu yüzdendir ki Martin BUBER, “Önce ilişki vardı.” der. Dolayısıyla insan, ilişkisiz düşünülemez. İnsanın ilişki içinde var olması durumuna psikoterapide “ilişki-içinde-kendilik” denir. Buna göre “ben” dediğimiz şey, yaşadığımız ilişkilerin bir ürünüdür. Özetle ilişki, kendisinden asla ayrı kalamayacağımız, bizi “biz” yapan insani bir olgudur.

Yazının ilk paragrafı, insanın ilişki dünyasının çok yönlülüğünü dile getirmektedir. Yani insan, kendisiyle, diğer insanlarla, doğayla, eşyayla ve Allah’la ilişki kurar. Bu bir “durum” olarak kabul edilmelidir. Bu yüzden, “Böyle olması iyi midir, kötü müdür?” sorusu çok işimize yaramaz diye düşünüyorum. Nasıl ki “yağmur yağar”, aynı şekilde de “insan ilişki kurar” diyebiliriz. O halde bize düşen, “nasıl bir ilişki” yaşadığımızı anlama ve gerekirse değiştirme çabası olabilir ancak.

İlişki terapisi, genel olarak insan ilişkilerinin, özel olarak da kadın erkek ilişkilerinin, ilişkinin tarafları açısından daha doyum verici hale gelmesi için gerçekleştirilen psikolojik bir yardım olarak düşünülebilir.

Bu tanım açısından önemli noktalardan biri, yardım çabasının psikolojik bir temele oturtulmasıdır. Psikolojik temel ile kastedilen ise, yardım sürecinde psikoloji ve psikoterapi gibi, insanı anlama disiplinlerinin referans alınmasıdır. Yani, ilişki terapisi, birinin ötekine, “Bence şöyle yapmalısın.” dediği bir süreç değildir.

İlişki terapisi nasıl bir süreçtir?

İlişki terapisi, ilişkisinin daha doyum verici hale gelmesi için yardım arayan birilerine, psikoloji odaklı eğitim (psikoloji, psikolojik danışmanlık, psikiyatri, psikoterapi vb.) almış bir uzman (ilişki terapisti) tarafından sunulan bir yardımdır. Dolayısıyla, gelişigüzel bir görüşme ya da konuşma değildir ilişki terapisi.

Psikolojik danışmanlık (psikoterapi) alanında, psikanaliz, bilişsel davranışçı terapi, şema terapi gibi çok farklı disiplinler söz konusudur. Tüm farklılıklarına rağmen, bu disiplinler ortak bir noktada buluşurlar: kendi içinde teorik bir tutarlılık. Bir ilişki terapisti de, danışanlarına yardım etmeye çalışırken mensubu olduğu psikolojik danışmanlık (psikoterapi) ekolü çerçevesinde yardım sunar. Dolayısıyla, amiyane tabirle ifade edersem, “kafasına göre” konuşamaz bir ilişki terapisti. Özetle ilişki terapisi, belirli bir psikolojik disiplini referans alan, bilimsel bir süreçtir.

Beraber Yaşamadan Önce Çiftlerin Yüzleştiği 5 Şüphe

Yeni araştırma ilişki belirsizliğinden bahsediyor.

Çiftler evlenmeden veya hatta nişanlanmadan önce sıklıkla beraber yaşarlar. Steuber ve arkadaşları son zamanlarda özetle şunu belirtmiştir: “2010 yılı nüfus sayımı verilerine göre, 7.5 milyonun üstünde evli olmayan çift beraber yaşıyor ( 15 milyonun üzerinde insan)… 1990’dan beri % 138 ile büyük bir artış ve 2009’da bu yana da yalnızca % 13’lük bir artış.”

Evlilik için resmi bir plan olmadan romantik bir eşle yaşamak birçok pozitif ve negatif hissi harekete geçirebilir. Biriyle birlikte hareket etmek kesinlikle heyecan vericidir, fakat bu değişime yön verebilmek problemli olabilmekte ve belirsizlik hisleri uyandırabilmektedir.

Berger ve Calabrese (1975) insanların belirsizlikten rahatsız olduğunu ileri sürmüştür. En son çalışma “ilişkisel belirsizlik” diye adlandırılan spesifik bir belirsizlik türüne odaklanmaktadır. İlişkisel belirsizlik, “insanların kişilerarası bir ilişkiye katılırken kafalarında olan soruları” içermektedir. Steuber ve arkadaşları (2014) “evlilik için resmi planları olmaksızın” beraber yaşayan çiftleri, ilişkisel belirsizliklerin kaynaklarını belirlemek için incelemiştir. Beraber yaşamanın ciddi doğası dikkate alındığında, belirsizlik düzeyleri doğal olarak değişir. Bu araştırmayı yapan grubun amacı hangi konuların belirsizliğe sebep olduğunu belirlemekti.

Steuber ve arkadaşları yaklaşık olarak 30 yaşlarında ve ortalama olarak iki yıl beraber yaşamış 206 çiftle çalıştı. Steuber ve arkadaşları katılımcılara belirsizliğin kaynaklarını tanımlamaları için sorular sordu ve bu sorulara verilen cevaplar neticesinde, 12 konudan oluşan bir liste ortaya çıktı. En başta olan 5 konu aşağıdaki gibidir:

1. İlişkisel Sürdürebilirlik

İlk kategori katılımcıların ilişkilerinin sürüp sürmeyeceğine dair düşünceleri ve kaygılarını tanımlamaktadır. Katılımcılardan bazı alıntılar: “Biz uzun bir dönem için iyi bir eş miyiz?”, “Bu ilişkiinin sonsuza kadar sürmesini isteyip istemediğime dair belirsizlik”.

2. İlişkisel Güven

İkinci kategori katılımcıların “geçmiş ilişki ile ilgili belirsizlik ya da güvenme veya affetme becerisi” lerini anlatmıştır. Bu kategoride “masraflı ilişkilere”, “fırtınalı bir ilişkinin” üstesinden gelmeye ve “aldatma konularına” atıflar vardır.

3. İlişkisel Uyumluluk

Üçüncü kategori “ partnerlerin hemen hemen eşleştiği ya da iyi bir uyumda olup olmadıklarına” ilişkin belirsizliklere dairdir. Bu kategoriden birkaç alıntı: “ o benim için tek mi?”, “Bir takım olabilirsek ya da ikimizinde istediği bir hayat kurabilir miyiz belirsizliği”

4. İlişkisel Adımlar

Dördüncü kategori “bireylerin kendileri veya partnerleri ile ilgili belirsizliklerini” bir ilişkinin ilerleyişi perspektifinde ele almıştır. Evlenme ve nişanlanma süresi ve olasılığı genel olarak bu kategoride bahsedilen konulardır.

5. İlişkisel Normlar

Beşinci kategori “bireylerin ilişkiden beklentileri ve normları bakımdan sahip oldukları belirsizlikleri” hakkındaydı. Bu kategoride ev işlerinin bölüşülmesi, beraber harcanan zamanın miktarı ve alan kullanımı konularına değinilmiştir. (Geri kalan kategoriler: kişisel gelişim, aile planlaması, iletişim, sosyal iletişim ağı konuları, mali durumlar, cinsel konular ve sağlık.)

Bu çalışmada 206 kişi ( 103 çift) cevaplarını verdi. Araştırmacılar da, cevapları kıyasladı ve cevaplardaki benzerliklere baktı. Peki, katılımcılar belirsizliğin benzer kaynaklarını mı söylediler?

Katılımcıların yaklaşık yarısı (46.4 %) belirsizliğin kaynaklarına ilişkin farklı cevaplar verdi; yalnızca katılımcıların %1.2 si tamamen örtüşen cevaplara sahipti. Tüm bulgular şunu gösteriyor: çiftler çeşitli belirsizlik kaynaklarına sahip, ve katılımcıların belirsizlik kaynaklarında çok az bir örtüşme var.

Herkes evliliği arzulamamaktadır, bu yüzden resmi bir nişanlanma durumu olmaksızın beraber yaşamak benzer düzeylerde belirsizliğe sebep olmayabilir. Aynı şekilde, yalnızca 38 ülke eşcinsel evliliğe izin vermektedir ( bu yazının yazıldığı tarihte); bu yüzden eşcinsel çiftler aynı evde beraber yaşarlarken resmi olarak evlenme şansına sahip olmayabilirler. Bu çalışma ilişkisel belirsizlik ve ilişkisi olan çiftler için potansiyel muhabbet konuları hakkında önemli niteliksel veri ortaya koymuştur.

Not: Bu yazı Dr. Sean M. Horan tarafından 18 Mayıs 2015 tarihinde “Psychology Today” isimli sitenin “Adventures in Dating” isimli bölümünde yayınlanmıştır.

Yazar Hakkında:

Dr. Sean M. Horan bir İletişim Profesörüdür ( Twitter adresi: @TheRealDrSean.) Dr. Horan’ın uzmanlık alanı ilişkilerdeki iletişimdir. Aldatma, duygusal yakınlık, iş yerinde romantizm, cinsel risk/güvenlik, çekicilik, aldatıcı sevgi, ve ilk izlenimler gibi konular Horan’ın uzmanlık alanına dahildir.